Cinsel bilgiler

Husyeler « Cinsel Anatomi

Husyeler, kadınların yumurtalıklarına karşılıktır. Cenin gelişiminin ileri aşamasında husyeler, karın boşluğundan husye torbasına iner. Sol husye daha önce ortaya çıkar ve kendisinden sonra torbaya gelen sağ husyeden biraz daha aşağıya sarkık olarak görünür; böylece husyeler, yerlerini almış olur. Husyelerin böyle durmaları, yan yana yer almayışları, yürümeyi daha kolaylaştırır.

Vücudun içinde, karın boşluğuna yerleşen yumurtalıkların tersine, husyeler vücudun dışındadır. Demek oluyor ki, bunlar tohum hücrelerini düşük ısıda salgılamaktadır. Tohum hücreleri böylece daha uzun zaman yaşamını sürdürebilmektedir.

Bu bir İngiliz biyologunun dul eşi olayında da iyi görülmektedir. Hanım, bir trafik kazası sonucu ölen kocasının tohumlarını çıkarttırıp dondurtmuş, birkaç yıl sonra yeniden normal ısıya getirttiği tohumları yapay döllenmede kullanmış ve kocasının tohumlarından çocuk sahibi olmuştur.

Her husyenin üzerinde dar bir kubbe gibi, epididymis adı verilen kısım bulunur. Bunun içinde husyenin salgı yolu bir yumak gibi yerleşmiştir. Ucu, bükülebilir bir kanala, meni kanalına bağlıdır. Nasıl yumurtalıklar yumurtaların oluştukları ve kadın hormonlarının salgılandıkları yer ise, husyeler de erkeklik hormonlarının salgılandıkları ve tohum hücrelerinin (spermler) oluşturulduğu yerdir.

Erginlik çağında husyelerde binlerce canlı sperm vardır ve husyelerde oluşan tohum hücreleri sürekli şekilde minimini kanallardan epididymise gönderilmektedir. Epididymislere toplandıkları oranda bu spermler olgunlaşır. Meni kanalına ulaştıklarında bunların hareket yetenekleri azdır, yani daha tam anlamıyla aktif değildir.

Erkek vücudu düzenli şekilde, oldukça ileri yaşlara kadar tohum hücreleri yapar. Böyle bir tohum iplikçiği, boyun ve kuyruk kısmıyla birlikte milimetrenin 50 ile 60 binde biri kadar büyür. Daha sonra ise, sadece baş kısmı yumurta hücresi ile birleşir. Tohum, ezik bir armut biçimindedir, ucu hafif çentiklidir ve erkeklik maddelerini içinde saklar.

İki veya üç kısımdan oluşan uzun kuyruk, hareket etmeye yarar. Spermlerin yaşama süreleri farklı olduğu halde, vaginaya akan tohum, yumurtayla birleşecekse, normal olarak bunu üç gün içinde gerçekleştirebilir, süre daha fazlalaşınca spermler ölür.

İki çeşit sperm olduğunu söylemek gerekir. Bunların bir kısmı yumurtayla birleşince erkek cenin, diğer kısmı ise dişi cenin oluşturur. İnsan vücudunu oluşturan sayısız hücre, hatta cinsiyet hücreleri (spermler ve yumurtalar) hepsi tek bir döllenmiş yumurtadan oluşur. Vücut hücreleri içinde bulunan, kalıtım eğilimlerini ve cinsiyeti belirleyen kromozomların yarısı cinsiyet hücrelerinden toplanır.

Başka bir deyimle, vücut hücreleri cinsiyet hücrelerini oluşturmak için iki kısma ayrılır. Yeni doğan bebeğin karakteri ve eğilimleri tohum ve yumurta hücresinin birleşmesinden, kromozomların içindeki birleşmiş genlerin değerinden oluşur. Her vücut hücresinde 24 çift veya 48 kromozom vardır. Cinsiyet hücrelerindeki kromozomların sayısı 24'tür, yani daima vücut hücrelerindeki kromozom sayısının yarısıdır.

Bir vücut hücresindeki 24 çift kromozom grubundan bir çifti insanın cinsiyetini belirler. Kadında bu çiftin kromozomları aynı büyüklüktedir. ("X" Kromozomları). Erkekte ise aynı büyüklükte değildir. Bir kromozoma "X" denir, öteki daha küçüğüne ise "Y" adı verilir.

Dişi vücut hücresinin yarısı kadar kromozoma sahip yumurtanın yalnızca bir "X" kromozomu vardır. Oysa ki erkek vücut hücresinin içinde bulunan kromozom sayısının yarısı kadar kromozoma sahip tohum hücresinde ya (dişi) "X" kromozomu ya da (erkek) "Y" kromozomu bulunabilir.

Hamilelik Belirtileri « Genel

Hamileliğin teşhisi çok kere kolaydır. Ancak başlangıçta daha döl yatağı küçükken bazen anlaşılması güç olabilir. Ancak ilerlemiş hamileliklerin bile «ur» sanıldıkları hattâ bu «ur»un çıkarılması için kadının ameliyat bile edildiği görülmüştür, ilerlemiş bir hamileliğin «ur» sanılması çok kere döl yatağında öteden beri bazı habis olmayan urların varlığı bilinen kimselerde olmaktadır. Eğer bu kimse aynı zamanda çok şişmansa hekimin yanılma şansı artabilir. Dikkatli bir hekimin şişman ve urlu bir döl yatağına sahip bir kadında bile hamileliği teşhis edebilmesi gerekir. Hamileliğin tespitinde faydalanılan belirtileri, «kesin hamilelik belirtileri» «kesin olmayan hamilelik belirtileri» ve «hamilelikten ileri geldiği sanılan belirtiler» diye bölümlere ayıranlar vardır.

A. Hamileliğin kesin belirtileri:

a) Fetus'un kalp sesinin duyulması ve sayılması. Hekim bu amaçla özel bir dinleme aleti kullanır; Çok kere ancak 18-20. haftalarda anlaşılabilir. Dakikada 120-140 defa attığından annenin nabzından ayırdedilebilir.

b) Aktif fetus hareketlerinin muayene eden hekim tarafından tespiti; Beşinci aydan sonra elin karın üstüne koyulması ile hissedilebilir.

c) Fetus iskeletinin röntgen filminde görülmesidir. Bu belirtilerden herhangi birinin tespiti hamilelik teşhisini kesinlikle koydurur. Ancak dördüncü aydan sonra görülür. Fetusu röntgen ışınına maruz bırakmanın çocuğun gelişimini etkileyebileceği şüphesi mevcut olduğundan çok mecbur kalmadıkça kadın-doğum uzmanları bu yola başvurmazlar.

B. Hamileliğin kesin olmayan belirtileri:

a) Karnın büyümesi;
b) döl yatağının boyutlarının, şeklinin ve kıvamının değişmesi;
c) fetus'un içi sıvı dolu amniyon kesesinin sallanması sonucu hissedilmesi;
d) serviksteki bazı değişiklikler;
e) zaman zaman döl yatağı kasıntıları;
f) fetus'un bölümlerinin ayırdedilmesi;
g) hamilelik testlerinin pozitif sonuç vermeleridir. Bu bulgular hamilelik dışı nedenlerle de ortaya çıkabilir.

a) Karnın büyümesi: ilk hamilelikte, karın duvarındaki kaslar daha dirençli olduğundan dölyatağının arkadan dayanması sonucu dışarı doğru az göçeceklerinden ancak ilerlemiş hamilelikler bu şekilde farkedilebilir. ikinci ve sonraki hamileliklerde ise daha erken aylarda bu bulgu ortaya çıkabilir. Karında büyüyen herhangi bir ur da bu genişlemeğe yol açabilir.

b) Döl yatağındaki değişmeler: Döl yatağı zamanla büyür ve ancak üçüncü aydan sonra mesanenin önünde bulunan «semfiz» kemiğinin seviyesinden yukarı çıkar. Ayrıca, kadın-doğum uzmanı yaptığı muayenede yaklaşık olarak altıncı hafta serviksi ve dölyatağının korpus adı verilen kubbemsi bölümünü sert, ikisi arasında kalan bölümü ise yumuşak olarak hisseder. Buna Hegar belirtisi adı verilir. Bazı dölyatağı ve yumurtalık urlarının hekimleri yanıltabileceği ve her rahim büyümesinin hamilelik anlamına gelmeyeceği ortadadır.

c) Herhangi bir plastik torbaya su doldurulsa ve içine, özgül ağırlığı bu suyun içinde dibe çökmeden ama tam olarak batmış bir şekilde yüzmesine elverişli küçük bir cisim koysak ve bu torbayı elimizde tutup sallasak yüzen cisim zaman zaman gelip torbayı tutan ellerimize çarpacaktır. Kadın doğum uzmanı da bu şekilde dölyatağını hafifçe oynatarak bazen içinde ki fetus'u hissedebilir. Karın boşluğunda az miktar su toplanması ile bir arada görülebilen ufak yumurtalık urlarında da bu belirti mevcut olabileceği için bu da kesin olmayan belirtiler arasında sayılmaktadır.

d) Serviksteki değişiklikler: Hamileliğin ikinci ayının başında serviks yumuşar. Serviks bazı iltihabi durumlarda, doğum kontrolü hapı kullananlarda da yumuşayabilir.

e) Hamilelikte döl yatağı zaman zaman herhangi bir. ağrıya yol açmayan kasıntılar yapar. Hamileliğin başlangıcında da hissedilebilen bu kasıntılara BraxtonHicks kasıntıları adı verilir. Dışarı akamadığı için içinde kan toplanmış olan dölyatakları bu şekilde kasılabilir.

f) Hamileliğin ikinci yarısında kadın-doğum uzmanı fetus'u. sertçe bir baş ve gövde bölümleri olarak hissedebilir; bazı rahim urlarının «fetus başı» zannedilerek yanlışlıklara yol açtıkları görülmüştür.

g) Hamilelik testleri; Seken adetin ilk gününden yaklaşık olarak 10 gün sonra doğru cevap vermeğe başlarlar. Zira genellikle çocuk sonunun (plasentanın) salgıladığı koryonik gonadotrofin hormonunun varlığını tespit esasına dayanmaktadırlar ve 1 litre idrar içinde 3.000 ünite gibi belli bir miktara ulaşmadan klasik hamilelik testleri doğru cevap vermemektedirler. Bazı tip kanserlerde de gerek erkekte gerekse kadında bu testlerin müspet sonuç verdikleri de bir gerçektir.

C. Hamilelikten ileri geldiği sanılan belirtiler:

Bunlar a) adetin sekmesi, b) göğüslerdeki değişiklikler; c) genellikle sabahları hissedilen bulantılar; d) fetus hareketlerinin anne tarafından hissedilmesi; e) vajina'daki renk değişikliği; f) gövdenin belirli yerlerinde, derideki koyulaşmalar; g) idrar zorlukları; h) yorgunluktan ibarettir.

a) Adetin sekmesi: Her kadında zaman zaman adetin bir kaç gün kadar sekmesi olağandır. Ancak bu sekme 10 günü aşarsa hamilelikten şüphelenilmelidir. Bazı kadınlarda hamileliğe rağmen, çok az miktarda vajina yolu ile kanama görülebileceği bilinir. Halk buna «üstüne görme» adını vermektedir. Bu kanamanın hamileliğin 40. gününden önce görülmesinin, hamilelik ürününün dölyatağı zarı içine yuvalanmasına bir tepki olduğu iddia edilmektedir. Adetin psikolojik etkiler sonucu veya hormonsal düzensizliklere bağlı olarak da kesilebileceği bilinmektedir.

b) Göğüslerdeki değişiklikler: Çok kere ilk hamilelikte daha çok anlam ifade eder. ikinci ve sonraki hamileliklerde göğüslerdeki değişiklikler ilkinde olduğu kadar göze çarpıcı olmaz. Hamileliğin ilk ayında kadın, göğüslerinin sızladığından yakınır; ikinci ayından sonra dokunmakla sertleşme ve meme ucunun etrafındaki koyu halenin daha da koyulaşıp genişlediği, memenin boyutlarının büyümeğe başladığı görülür. Bütün bu değişikliklerin bazı hormon salgılayan yumurtalık urları varken de görülebileceği bilinmektedir.

c) Sabah bulantıları: Çok kere hamileliğin ilk ayı sonuna doğru ortaya çıkan bu durum genellikle altı-sekiz hafta sonra sona erer. Daha önce başlayıp çok daha uzun süren bulantılara ve kusmalara da rastlanabilir.

d) Hamileliğin 18-20. haftalarından itibaren anne, çocuğun hareketlerini hissettiğini ifade eder. Bazı bağırsak hareketlen anne tarafından yanlışlıkla çocuk hareketleri olarak yorumlanabilir. Her bulantı ve kusmanın hamilelikten ileri gelmediği bilinmektedir.

e) Döl yolu kan damarlarına gelen kan oranı çoğaldığından bu bölge eskiye göre daha morumsu bir renk alır. Üreme organlarına gelen kan miktarını çoğaltan diğer durumlarda da bu görülebilir.

f) Göğüslerin uçlarını çevreleyen hale, göbeğin altındaki normal zamandaki belli-belirsiz olan deri çizgisi hamilelikte koyulaşır. Bazı kadınların elmacık kemikleri üstündeki ve alınlarındaki deride de koyulaşmalar görülür ki buna «hamilelik maskesi» adı verilir. Bu deri koyulaşmalarının hamilelik dışı durumlarda da görülebileceği bilinmektedir.

g) Büyümekte olan dölyatağı, önünde bulunan mesaneye baskı yaparak hamile kadında sık sık idrar etme ihtiyacının belirmesine yol açabilir. Bazı idrar yolu iltihapları ya da bu şekilde basınca yol açabilen bazı urlar da aynı hissi doğurabilirler.

h) Hamilelik sık sık nedeni bilinmeyen bir şekilde aşırı yorgunluğa yol açmaktadır.

Penisin Sabah Sertleşmesi « Genel

Sabahları erkek cinsel organının kendiliğinden sertleşmesi. Özellikle sıhhatli erkekler arasında sık sık görülen bu sertleşmeye bilimsel olarak «su sertleşmesi» halk arasında ise «sabah sırığı« adı verilir. Dolu idrar torbasının baskısı ve idrar borusunun cinsel sinirleri uyarması sonucu omurilikteki gerilim refleksinin eyleme geçtiği kabul edilmektedir. Bunun kanıtı da sabah sertleşmesinin idrar yapıldıktan sonra hemen ya da yavaş yavaş yok olmasıdır.

İdrar baskısı teorisine karşı çıkan psikologlar gündür, yani uyanıkken idrar torbasının dolması ve idrarı tutma sonucu peniste sertleşme olması gerektiğini fakat böyle bir şey olmadığına göre sabah sertleşmesinde yalnızca mekanik olayların değil bir takım psikolojik etkenlerin de söz konusu olduğunu ileri sürmektedirler. Psikanalitik rüya araştırmalarına göre önce idrar torbasının uyarması sonucu bazı erotik rüyalar görülmeye başlar ve ancak buna bağlı olarak sertleşme ortaya çıkar.

Psikanalizci O. Rank ise idrar zoru analizlerine dayanarak idrar zorlamasının büyük bir çoğunlukla cinsel rüyalara bağlı olarak oluştuğunu ortaya koymuştur ve bunu rüya görenin tıpkı bebeklik yıllarında olduğu gibi idrarını tutmaktan cinsel bir haz duyduğu görüşüne dayanarak ileri sürmüştür. Magnus Hirschfeld «Kadının ve Erkeğin Cinsel Sapıklıkları» adlı yapıtında (1913) tam yedi çocuk döllemiş olan evli bir homoseksüelden söz etmektedir. Normal zamanlarda cinsel bakımdan güçsüz olan bu erkek sabah sertleşmesi sırasında cinsel birleşimde bulunabilmekteydi. O halde bu çocuklar hayatlarını, babalarının cinsel gücü- ne değil sidik torbasına borçludurlar.

Bu teoriye karşı çıkan Viyanalı psikanalizci Wilhelm Stekel, «rüya görülebilmesi için bir takım baskıların ortadan kalkması gerekir. Oysa uykunun ilk saatlerinde görülen rüyalar —tıpkı bir ikaz gibi rüyayı bozan— kısıtlamalar bakımından oldukça zengindir. Ancak sabaha doğru bu baskılar ilk etkilerini yitirirler. Hirschfeld'in bu hastası da gündüzleri toplumun içinde ve baskıların sürekli etkisi altında bulunduğu için ancak sabahlan cinsel birleşimde bulunabiliyor» demektedir.

40 ilâ 50 yaşları arasındaki erkeklerde sabah sertleşmesi seyrek görülmeye başlar, fakat bu kendilerini iyi ayarlı yan erkekler için bir cinsel güçsüzlük işareti değildir. Sabah sertleşmeleri sinir ve kan damarcıklarının cinsel uyarıya karşı halen daha duyarlı olduklarını gösteren bir kanıttır. Ama bunun için herşeyden önce gövde ve ruhun dinlenmiş, sinirlerin sakin, türlü baskıların da ortadan kalkmış,olması gerekir.

Fakat eğer penis sabah vaadettiğini akşam gerçekleştiremezse bu artık her şeyin bittiğini göstermez. Çünkü damarların tam olarak dolamaması, gövdesel bir eksiklik ya da bilinçaltında saklı kalmış ruhsal bir baskı her zaman söz konusu olabilecek engellerdir. Stekel bu son durum için sabah sertleşmesinin doğrudan doğruya bir işaret olduğunu ve erkeğin sabaha karşı gündüz kendisine yasak edilen şeyleri düşlediğini ama uykusunda bile baskılara yenilerek hayalini gerçekleştiremeden uyandığını ileri sürmektedir.

eskort