Cinsel bilgiler

Orgazm İle İlgili Yanlışlar « Genel

Kadın ve erkeklerin orgazm konusunda birbirlerini yanılttığı birtakım düşünce ve tutumlar içine girebildiklerine sık sık tanık olunur. Sonuçta ortaya çıkan yanılgıların, yaygınlık kazanmış olan bazılarının üzerinde durmak gerekir.

Eğer erkek yeterince dayanabilirse, her kadın orgazma gelebilir: Bu iddia ancak kısmen doğrudur. Uzun süren bir koitusun sonunda erişilen doruk, teknik olarak orgazm sayılsa bile, hedefe varmak için girişilen acele ve endişe içinde, işin bütün zevki kaybolup gidecektir.

Yazdığı kitaplar satış rekorları kıran ünlü fahişe Xaviera Hollander, en yoğun orgazmların, ilk 5 dakika içinde gerçekleştiğini söylemektedir. Aslında birçok bilimsel araştırma da bu iddiayı doğrulamaktadır. Dolayısıyla zevkli bir cinsel birleşmenin anahtarı, özenli ve uzun ön sevişme süreci olmaktadır.

Kadın gelmeye başlayınca, erkek mümkün olduğunca sert hareket etmelidir: Oysa bunun tam tersi geçerlidir; erkek olabildiğince hareketsiz kalmalıdır. Ancak böyle olursa, hem kadın hem de erkek, kadının kasılan dölyolu kaslarının farkına ve hazına varabilir.

Hollander, kendi kendilerini uyararak ulaştıkları orgazmların, niye cinsel birleşmede ulaştıklarından daha yoğun olduğunu soran çok sayıda kadının mektubuna verdiği cevapta, meseleyi, dölyolu kaslarının kasılmasını algılayabilmeye bağlamaktadır. Her ne kadar bu konuda kadından kadına farklılıklar söz konusuysa da, genel olarak orgazm sırasında erkeğin sert hareket etmesini gerekçeleyen herhangi bir ipucu yoktur.

En iyi orgazmlar, eşanlı olanlardır: Bu da yanlıştır. Uzun süre birlikte olmuş insanların eşanlı olarak orgazma gelmesi hem mümkün, hem de zevkli olabilir. Ancak bu, doğal olursa haz verebilir. Aksi durumda, duyguları geri plana iten bir koşuşma söz konusudur. Eşlerden birinin önce gelmesi, hiçbir şekilde diğerinin orgazma ulaşmasını engelleyemeyeceği gibi, tersine, eşlerin üzerinden yetişme ya da erteleme endişesini kaldıracağı için, birleşme sürecinin zevk boyutu öne çıkabilecektir.

Cinsel Evrim « Genel

İnsan cinselliğinin evrimiyle, hayvan cinselliğinin evrimi arasında paralellikler var. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, Batı ülkelerinde yapılan araştırma ve istatistiklerden de yararlanarak, insan cinselliğinin geçirdiği evrimi hayvanların cinselliğine dayanarak araştırıyor. Kadıoğlu'nun araştırması, cinsel organların evriminden, erken boşalmanın nedenlerine uzanan ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

İnsanoğlu'nun evrim sürecinde yaşadığı cinsel değişimleri araştıran uzmanlar, hayvanların cinsel yaşamına bakarak, nereden nereye geldiğimizi bulmaya çalışıyorlar. Çeşitli ülkelerde yapılan istatistiklerden de destek alan çalışmalar, şimdiye kadar bilinen gerçekleri değiştirip, cinsellikle ilgili belki de aklımızdan hiç geçirmediğimiz teorileri ortaya atıyor.

Türkiye'de bu konuda çalışan İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, doğada cinsel yaşamı insana benzeyen birçok hayvan bulunduğunu ve cinsel işlev bozukluğu olarak algılanan bazı davranışların, bu yöntemle açıklanabileceklerini söylüyor.

Goriller de Monogam

Çalışmalarını Dr. Bahar Eryaşar'la sürdüren Prof. Dr. Kadıoğlu'nun ilk saptaması, insanoğlunun şimdiye kadar söylendiği gibi monogam (tek eşli) değil, ‘seri monogom’ olduğu. Boşanma sayılarındaki artışın bunun en büyük kanıtı olduğunu belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, şunları anlatıyor:

‘‘Bu açıdan doğaya baktığımızda, gorillerle insanlar arasında bir benzerlik var. Onlar da seri monogom. Yani bir eşle bir süre birlikte olduktan sonra yeni arayışlara girip, başka bir partnerle, yaşamlarını sürdürüyorlar. İnsanlar da böyle. ABD'de son 5 yılda boşanma oranı yüzde 49'dan yüzde 51'e yükselmiş. İstatistiklere göre çiftlerin 5 yıl evli kalma oranları yüzde 80.’’

Prof. Dr. Kadıoğlu'nun bu saptamasına baktığımızda, yaşamı boyunca bir kaç kez evlenip boşananlar, ‘mutluluğu bulamamış’ olanlar değil ‘doğal davranışlarına kendilerini bırakanlar’ olsa gerek.

Hayvanlarla insanların cinsel dünyasındaki en büyük fark, cinsellikten haz almak. Prof. Dr. Kadıoğlu, memelilerde insan dışında sadece ‘bonobo’ denilen minyatür şempanzeler ve yunusların, ‘cinsellikten haz’ aldıklarını söylüyor. Prof. Dr. Kadıoğlu, insanların, cinsellikten haz alma sürecini şöyle anlatıyor:

‘‘Doğadaki hayvanların dişilerinde östrus (kızgınlık dönemi) vardır. Dişi, yumurtlama zamanında, vücudunda renk değişimi, farklı sesler çıkarma gibi çeşitli şekillerde erkekle birlikte olmak istediğini dışa vurur. Yumurtlama zamanları da yavruların, sıcak ve yiyecek bulunabilen mevsimlerde doğup, yaşama şanslarının yüksek olacağı aylarda doğmasını sağlayacak mevsimlerdir. İnsanlar, mağaralarda yaşamaya başladığı zaman, doğanın etkileri azalmıştır.

Artık üremenin belli bir tarihe bağlı olmasına gerek yoktur. Binlerce yıllık süreçte, artık cinsellik üremeye bağlı olmaktan çıkıp, zevk haline gelmiştir. İnsanları hayvanlardan ayıran beyindeki ‘limbik'bölge gelişip, duyguları ve cinsel sevki ortaya çıkarmıştır. Artık insanlar, cinselliğe her zaman açık hale gelmişlerdir. Doğada yüzyüze sevişen bir tek insanlardır. Çünkü insanlar, cinsel hazzı duyarlar ve birleşme sırasında partnerlerinin yüzünü görmek isterler.’’

Çok eşliler daha çok sperm üretiyor

Prof. Dr. Kadıoğlu, insanlarla hayvanlar arasında erkek cinsel organları açısından da çeşitli farklar olduğunu söylüyor. Vücutların büyüklüğüne oranlandığında insanlarda, erkeklerin testislerinin küçük ancak cinsel organlarının büyük olduğunu vurguluyor. Küçük testislerin, seri monogomiden kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, benzeri birliktelikleri tercih eden gorillerin de testislerinin küçük olduğunu, ancak şempanzeler gibi çok eşli yaşayan hayvanların testislerinin büyük olduğunu anlatıyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, testis boyutu ile sperm üretiminin doğru orantılı olduğunu ve çok eşli olduğu için fazla sperm üretmek zorunda olan hayvanlarda testislerin daha büyük olduğunu söylüyor. Gorillerle, insanların ürettikleri sperm sayıları da birbirine benziyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, erkeklerdeki erken boşalma gibi kadınlarda, vajinanın dışa yakın bölümündeki kasların istemsiz olarak kasılmasıyla ortaya çıkan ‘vaginismus'un da doğadan kaynaklanabileceği hipotezini ortaya atıyor. Poligamik yaşayan dişi kurtlarda da vaginismus görüldüğünü ve cinsel birleşme sonrasında erkeğin bir türlü dişisinden ayrılamadığını belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, dişi kurtun bunu, üremeyi hoşlandığı erkekle sürdürmek ve bir sonra gelecek olanı reddetmek için yaptığını söylüyor. Çünkü spermler, üreme için gidecekleri yolu 2 saatte alıyorlar.

Eskiden Peniste Kemik Vardı

İstatistiklere göre, La Peroni, erkeklerin yüzde 1'inde görülülüyor. Bu hastalığın tanımı 250 yıl önce yapılmış. Genellikle, vahşi seks yapan erkeklerde 55-60 yaşlarında ortaya çıkıyor. Hastalığın belirtileri, cinsel organda eğilme, sertleşme sırasında ağrı ve cinsel organ üzerinde nodül oluşması. Bu hastalıkla, erkek cinsel organının, ‘kıkırdaklaştığı, taşlaştığı, kemikleştiği'ni anlatan Prof. Dr. Kadıoğlu, insan erkeğinin cinsel organlarında da bazı hayvanlarda olduğu gibi geçmişte kemik olabileceğini söylüyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, kemik olmadığı için penisin büyüme kapasitesinin ve hareket kabiliyetinin arttığını ve bunun da kırılma benzeri etkilerle, penisin taşlaşmasına neden olan La Peroni hastalığına neden olduğunu anlatıyor. Hastalık, bacaktan alınan damar yaması ile tedavi ediliyor.

Cinsel birleşme sırasında çekilen MR'lara göre insanlarda erkek cinsel organı 120 derecelik bir açı yapabiliyor. Bu sırada bütün ağırlık, cinsel organın ortasında taşınıyor ve cinsel organın kılıfı taşlaşıyor. La Peroni hastalığı, cinsel organda nodüllerde oluşuyor. Nodüllerin yüzde 95'i cinsel organın sırtında, yüzde 5'i ise yanlarda görülüyor. Hastalık, önce ilaç sonra da ameliyatla tedavi ediliyor.

Erken boşalma aslında bir avantajmış

Erken boşalma, erkeklerde en çok görülen cinsel işlev bozukluklarından biri. Prof. Dr. Kadıoğlu, bunun bir hastalık olup olmadığını sorguluyor. Türkiye'de bu konuda istatistik bulunmadığını ancak Venezüella'da erkeklerin yüzde 42'sinin erken boşaldığının belirlendiğini anlatan Prof. Dr. Kadıoğlu, bu konuya da şöyle açıklık getiriyor:

‘‘Erkeğin 2-5 dakika arasında boşalması ‘erken boşalma'

olarak adlandırılıyor. Ancak, nüfusunun yüzde 42'sinde görülen bir şey, hastalık olabilir mi? Bu neredeyse, erkeklerin yarısı demek. Doğaya dönüp baktığımızda, erken boşalmanın bir avantaj olduğunu görüyoruz. Doğada, dişiye, spermlerini çabuk aktarmak, soyunun devamını sağlamanın en iyi yolu. Çünkü çiftleşme sırasında, avlanma olasılığı çok yüksek. Bu nedenle çabukluk önemli. İnsanoğlu da vahşi doğadan uygar yaşama geldiğine göre henüz evrimini tamamlamamış olabilir. Erkeklerin vücudu henüz bunu ayarlayamamış.’’

Bu erkekler için bir müjde mi yoksa felaket mi bilinmez ama Prof. Dr. Kadıoğlu, erken boşalmanın doğaya bağlı olduğunu söylüyor ve hemen ardından ekliyor: ‘‘Evrim belki 200 bin yıl sonra tamamlanacak ve erkeklerin böyle bir sorunu kalmayacak.’’

Beyin kafayı, kafa vajinayı, vajina penisi büyüttü

Prof. Dr. Kadıoğlu, insanlarda, erkeklerin cinsel organlarının büyük olmasının da, evrim sürecinde gelişen beyinle ilgili olduğunu anlatıyor.

İnsanların beyinlerinin gelişmesiyle, kafalarının büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, ‘‘Kafa büyüyünce, doğurmak için kadınların vajinaları da genişlemek zorunda kaldı. Böyle olunca, erkeklerin cinsel işlevlerini yerine getirebilmeleri için cinsel organları da büyüdü’’ diyor. Yani, evrim sürecinde, insanların gelişen beyinleri, erkeklerin doğadaki benzerlerinden daha büyük cinsel organa sahip olmalarına neden oldu.

Kızlık Zarı « Cinsel Anatomi

Kızlık zarı doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilmiş olan ve kesin görevi bilinmeyen bir dokudur. Bazı bilim adamları adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşum olarak, bazıları da sadece bir doku kalıntısı olarak değerlendirirler.

Kızlık zarı,mukoza dediğimiz ağız içi yapısına benzeyen bir yapıya sahiptir. Bazı kadınlarda doğuştan bulunmayabilir. Vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir.

Kadından kadına çok büyük farklılıklar gösterebilmekle beraber belli başlı altı-yedi çeşide ayırabiliriz. Bunlar; annuler kızlık zarı yani halka şeklinde kızlık zarı, en sık rastlananıdır. Yarım halka zarın dıştan içe kalınlığı fazla olmadığı için genelde ilişki sırasında yırtılmaz. Ancak doğum sırasında yırtılır. Delikli zarların ilişki esnasında yırtılması biraz daha fazla acılı ve zordur.

Kalınlığı fazla olan zar da ilişkide kolay kolay yırtılmayan, bazen cerrahi müdehale gerektiren, bazen de kanaması çok fazla olabilen tipte kızlık zarıdır. Kapaklı kızlık zarında ise hiç bir açıklık bulunmamaktadır. İlk adet görmeyle beraber problem başlayacak, adet kanı dışarı akamayacağı için şiddetli bir ağrı şikayeti olacak ve sonuçta bu zar üzerinde adet kanının dışarı akmasını sağlayacak kadar delikler doktor tarafından açılacak ve kişi rahatlayacaktır. Bu işlem, kişinin cinsel ilişkide kanamasına mani olmaz.

Kızlık zarı, ilişki dışında nadir olarak uzakdoğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza sonucu yırtılabilir. Kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.

Sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapılmasıyla yırtılmaz. İlişki sonucu yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak hiç bir acı verilmeden açılabilir. İlk ilişki sonucunda pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır) birkaç damla kan gelebilir. Çok kalın kızlık zarlarında bazen kan akışı uzun sürebilir.

Kızlık zarı dikilebilir. Eğer bu işin uzmanı tarafından dikilmişse dikilen bir zar yüzde yüz kanar. Dikilen bir kızlık zarının dikildiği, ilişkiye girilen kişi tarafından anlaşılamaz. Çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilebiliir.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy