Cinsel bilgiler

Sertleşme ve Cinsel Arzu « Genel

Penisin sertleşmesi cinsel ilişki için şarttır. Fakat birkaç yıl sonra, sertleşmeyi mutlaka cinsel birleşim isteği izlemez. Bu zaman içinde kadın, penisi nasıl uyarabileceğini öğrenmiştir. Fakat bunu sağladıktan sonra, kadın cinsel ilişkide bulunmakta çok fazla diretir. Yanlış bir düşünceye dayanarak, sertleşmiş penisin cinsel arzuların ifadesi olduğuna inanır.

Okşamalar sertleşmeyi doğurabilir, fakat bu mutlaka birleşim arzusunu oluşturmaz. Özellikle kendiliğinden sertleşmede ilişki isteği yoktur. Çoğu kez, arzuların yeteri kadar kuvvetlenmesi için, uzun süre okşanmak gerekir. Nasıl yeni evli bir kadın, kocasının sevgi dolu sözleri ve okşamalarıyla uyarılırsa, kadın da bir süre sonra kocasını aynı şekilde heyecanlandırmalıdır. Eğer kocasını birleşime zorlarsa, bu, erkeğe hem ruhsal, hem de bedensel bakımdan zararlı olur.

Erkek insiyatifi kendi arzusuyla ele almadan, kadın, kocasını birleşime zorlamamalıdır. Gerekirse kadın kocasını birleşim için gerekli hareketlere götürmelidir. Gerçek arzu olmadan, erkek eşine sadece penisini verir. Bu durumda sertleşme kaybolmaz. Fakat bu arada erkek de yeteri kadar uyarılmışsa, birleşimde aktif rolü üzerine alacaktır.

Cinsel İlişki « Genel

Erkek ve kadın, okşamalar sonucu kan hücum edince iyice şişen cinsel organlarındaki yüksek gerilimi yok etmek için bu organlarını birleştirirler. Bu, sadece sevilen bir insanla duygularını birleştirmek isteğidir. Mutluluk, karşı cinsin mutluluğunda bulunur.

Cinsel heyecanın belirli bir aşamasında organlar birtakım masaj hareketleriyle daha da uyarılır. Cinsel birleşim beyinden başlayarak gerilimin doruk noktasına ulaşınca, bunu karşı konmaz bir refleks çatışması izler: Bu orgazm anıdır. Bütün vücudunun bir süre sarsılmasıyla birlikte, erkek tohumlarını atar.

Kadının vücudunda da buna benzer sarsılmalar olduğu için, her ikisi birden maddi ve manevi zevkin doruğuna çıkarlar, her şeyi bir süre unutup, bambaşka bir dünyaya girerler. Bu orgazm hali erkekte çok çabuk yatışır, fakat kadınca devam eder ve yavaş yavaş hafifler. Bu mutluluk, gevşeme veya bitkinlik içinde, kısa zaman sonra her ikisi de derin bir uykuya dalar.

Yukarda belirtilen durum, kadın ile erkeğin birlikte orgazma ulaşmaları durumunda oluşur. Buna ulaşabilmek için ortak çaba gereklidir. Bu da ancak erkeğin ve kadının birlikte çaba göstermesi ile olanaklıdır.

Japonya'daki cinsel yaşama ilişkin çok az istatistik bilgi vardır. Bize yarayabilecek birkaç tanesi de o kadar birbirlerinden farklıdır ki, Amerikan araştırmalarına başvurmamız daha doğru olur. Japonların cinsel yaşamlarının Amerikalılarınkine benzediğini kabul etmemiz gerekir.

Marie E. Kopp, kadınların % 35'inin her birleşimde orgazmı yaşadıklarını, % 47'sinin çok sık orgazm olduklarını, % 18'inin ise hiç bir zaman orgazma ulaşamadıklarını bildirmektedir.

Kinsey raporunda, kadınların % 70-77'sinin sürekli orgazma ulaştıkları belirtilmektedir. Dr. Lewis M. Term, kadınların çeşitli evlilik devrelerinde orgazma varma oranlarını şöyle sıralıyor:

İlk Cinsel İlişkide Orgazm %24
Birkaç Hafta Sonra %27
Bir Ay veya Bir Yıl Sonra %26
Bir Yıldan Daha Fazla Zaman Sonra %16
Hiç Bir Zaman %7

Dr. Kinsey'in raporunda ise, kadınların orgazmı konusunda şu istatistik yer alıyor:

Kadınlar Evliliklerinin 1. Yılında %63
5. Yılında %63
10. Yılında %71
15. Yılında %81
20. Yılında %85

oranında orgazma ulaşmaktadırlar.

Bu, kadınların %23 ile %37'sinin evliliklerinin ilk yıllarında orgazma ulaşamadıklarını gösterir. Tabii, bunun çeşitli nedenleri vardır. Gerek kadın, gerekse erkekte bunun bedensel nedenleri olabilir. Cinsel yaşam konusunda çok az şey bilmeleri de buna neden gösterilebilir.

Hemen hemen bütün erkeklerin orgazma ulaşmalarına karşılık, kadınların oldukça fazla bir bölümünün orgazmı yaşamamaları, sadece kadın için değil, kocası için de acınacak bir durumdur.

Eşi isterse aynı yaşantıya varamasın, erkek boşalabilir ve orgazma ulaşabilir. Fakat bu erkeği, eşinin de aynı yaşantıyı aynı anda paylaşması kadar tatmin edemez. Erkeğin yalnız başına orgazm olması tek yönlüdür. Bu, mutluluk duygusu tam anlamıyla duyulmadan tatmin olmadır. Kadın ise orgazma varmadığında daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır.

Cinsel organlarına toplanan ve uzun süre burada kalan kan, kadının vücuduna zarar verir. Bu yüzden, üzerine yüklenen ruhsal baskının ise, kadın belki de kolay kolay üstesinden gelemez. Kadın cinsel ilişkiden ürkecek, erkeğin ayrıcalıklı durumunu lanetleyecek ve sevgi yıllarının sonunda düş kırıklığına uğrayacaktır. Erkek de hiç kuşku yok ki, bir süre sonra eşinden soğuyacaktır.

Aynı anda orgazma varma, tatmin edici bir cinsel birleşimin baş koşuludur. Bu konuda gösterilecek çaba sadece cinsel alanda mutluluğun paylaşılmasını sağlamaz, aynı zamanda daha fazla ortak zevk alınmasını olanaklı kılar. Bu amaçla çeşitli tekniklerin uygulanması yerinde olur; kişisel bencil isteklerin doyumu esas amaç olmamalıdır.

Evliliğin ilk zamanlarında erkeğin bölgesel uyarılmaya gereksinimi yoktur. Çünkü duyguları ve cinsel heyecanı kolay uyarılır. Sadece kısa bir süre cinsel faaliyet onu orgazma götürmeye yeterlidir. Eşi ise belki başlangıçta orgazm olmayabilir. Fakat kadın kendi vücudunun eşine nasıl zevk verdiğini gördükçe öğrenme devrini geçirir ve cinsel zevki, cinsel mutluluğu duyumsamaya başlar.

Daha sonraları karı koca, cinsel yaşamlarında daha kuvvetli heyecanların özlemini çekeceklerdir. Erkek, birleşim sırasında cinsel davranışlarını daha güçlü, daha sürekli kılmayı öğrenecek, kadına, onun orgazmına gerekli olan bölgesel uyarılma için daha uzun zaman verebilecektir. Birleşimden önceki okşamaların nüansları ve çeşitleri, ilişkiden sonraki pozisyonların seçilişi de oyunlar kadar gereklidir.

Yavaş yavaş gelişen kadının orgazmına kendi orgazmını uydurabilmek için, erkek, birleşim sırasında eşini hafif okşamalarla heyecanlandırma!ı ve kendi orgazmını geciktirecek pozisyonlar seçmelidir.

Kadın isteyinceye kadar erkek kendi orgazmını veya boşalmasını geciktirmelidir. Bir süre sonra, orgazm beklenmedik bir anda yaklaşsa bile, kadın reflekslerle buna karşılık verecektir. Kadın kusursuz birleşim yaşantısını kendine hedef almıştır, fakat birçok erkek, aynı anda ve birbiri ardından orgazmlar arasında fazla bir ayrım bulmaz.

Bunlar cinsel ilişkide kadın ile aynı anda orgazma ulaşmanın ne kadar çok mutluluk verici bir şey olduğunu daha öğrenmemişlerdir. Erkek bu mutluluğu bir kez tadınca, bir daha kendi orgazmını eşininkine rastlatmak için çaba göstermek gerektiğinden yakınmayacaktır. Orgazm sırasında birleşmede -kaçınılmaz bir kural olarak- karşılıklı derin manevi sevginin bulunması gereklidir. Öte yandan manevi sevgi için, cinsel yaşamda aynı anda orgazma ulaşmaktan daha sağlam bir temel yoktur.

Erkeklerde Kısırlık « Cinsel Sorunlar

Doğuştan kısır olan ve mikroenjeksiyon tekniğiyle baba olan erkeklerin çocuklarında, kansere yakalanma olasılığı daha yüksek olabiliyor. Çünkü bu risk kalıtım yoluyla aktarılmakta. Bu konu kısa süre önce, San Francisco'daki California Üniversitesi doktorları tarafından "Human Reproduction" adlı dergideki makalede tartışıldı.

Endüstri ülkelerinde her beş çiftten biri çocuk sahibi olamıyor ve bu durum genelde erkeğin kısır olmasından ileri geliyor. Bazıları çevrede oluşan zehirler veya enfeksiyonlar yüzünden kısırlaşırken diğerleri de kalıtım yoluyla geçen hatalı genler nedeniyle kısır olarak dünyaya gelmekte.

Şimdiye değin pek anlaşılmayan bir kısırlık türü, San Francisco'daki doktorlar tarafından araştırıldı. Sperm üretiminin yetersiz olduğu erkeklerde organizma, kalıtımdaki bozuklukları düzeltemiyor. Benzer iyileştirme bozuklukları ise kötü huylu tümörlerin oluşmasına neden olmakta.

Erkeklerin genetik bozukluklara rastlantısal mutasyonlarla sahip oldukları anlaşılmış. Normalde, üremeye uygun olmayan erkeklerde, kısırlık, bozuk genlerin yayılmasını engelleyen bir araç görevini görmekte. "Belki de erkeklerin kısır olmaları için gerçekten de iyi bir neden vardır" diyor ürolog Paul Turek.

"Intracytoplasmatic sperm enjeksiyonu (ICSI)" ile menilerinde tek bir sperm dahi bulunmayan erkekler baba olabiliyor. Doktorlar, çocuğu olmayan erkeklerin testis dokularından alınan örneklerde, sperm ve bunların öncü hücrelerini ayırmaya çalışıyorlar. Herhangi bir sperm veya hücreye rastladıklarında ise doğrudan doğruya yumurta hücresine enjekte ediyorlar.

ICSI yöntemi, 90'lı yılların başında ilk kez Brüksel'de uygulanmaya başlandığında, %5'lik bir başarı sağlanmıştı ve yöntem hızla yayıldı. ICSI yöntemi, yalnızca Almanya'da yılda 15 000 çiftte uygulanmakta. Dünyada bugün, en az 100 000 ICSI çocuğunun yaşadığı tahmin edilmekte. Bunlardan en büyüğü bugün dokuz yaşında.

Rekabet Bozuluyor

Bazı doktorlar, ICSI yönteminin gelişimini endişeyle izliyorlar. "Spermler arasında yaşanmayan rekabet nedeniyle embriyo oluşumunda daha fazla bozuk spermanın katılma riski vardır" diye açıklamakta biyolog Lee Silver.

California'daki doktorlar, genetik bozuklukların, yapay döllenme teknikleriyle aktarılmayacağını düşünüyorlar: Çünkü ortaya çıkan embriyo yaşayabilecek durumda olmayacağı için normalde dışarı atılması gerekiyor (düşük doğum olarak). Fakat doktorlar yine de kesinlikle emin değiller.

Turek'e göre ICSI yöntemi uygulanırken, ayıklanmadaki doğal engeller ortadan kalkabilir ki, bu normalde doğal döllenme sırasında gerçekleşmekte. Böylece genetik sorunları olan bir çift, normal durumlarda yaşanmadığı halde, genetik bozuklukları herhangi bir biçimde çocuklarına aktarabilir.

ICSI yönteminin bu tür sonuçlar doğurabileceği, David Page ve ekibi (Whitehead Enstitüsü, Cambridge) tarafından geçen yıl kanıtlanmıştı. Çocukları olmayan erkeklerde, embriyonal gelişim sırasında, sperma kordonunun büyümesini harekete geçiren Y kromozomu üzerindeki genlerin kaybolduğu farkedilmiş: Salgılarında sperma bulunmuyordu.

Bilimadamları, üç babayı ve bunların dört erkek çocuklarını muayene ettiklerinde (kız çocuklarında Y kromozomu bulunmaz) ilginç bir sonuçla karşılaşmışlar: Genetik bozukluk dört çocuğa da geçmişti. Araştırmacılar, bu çocukların da büyük bir olasılıkla kısır olacaklarını düşünüyorlar. Eğer bu bulgu kanıtlanabilirse, yalnızca laboratuvar teknikleriyle baba olabilecek erkekler yetişiyor demek.

Almanya'da kalıtım bozukluğu bilinen erkekler bu nedenle, erkek çocuklarına geçebilecek hastalıklar konusunda önceden uyarılıyor. Bazı ICSI çocuklarının kansere yakalanma riski ile doğabilecekleri de açıklanıyor tabii. "Bundan sonraki tercihi anne-baba adaylarına bırakıyoruz" diyor, biyoteknoloji uzmanı Ludger Honnefelder.

ICSI yöntemini uygulayan diğer bir doktor olan Ricardo Felberbaum, çiftlerin böyle bir çocuğa sahip olabilme hakkına sahip olduklarını savunuyor. "Ayrıca, yöntemin toplum sağlığını tehdit ettiği görüşüne de katılmıyorum" diyor.

eskort