Cinsel bilgiler

Suni Sperm « Genel

Kendi alanında devrim yaratan yeni bir teknik sayesinde, iki kadın kendi genlerini taşıyan bir çocuğa sahip olabilecek. Araştırmacıların belirttiğine göre, erkek olmadan çocuk yapma yöntemi şöyle işliyor: Doktorlar, iki kadının birinden alacakları hücreleri işleme tabi tutarak, bunları suni sperm haline dönüştürüyor ve bununla diğer kadının yumurtalarını döllendiriyor.

Chicago’daki Üreme Genetiği Enstitüsü uzmanları, “yöntemin insan yumurtalarıyla denenmekte olduğunu ve iki yıl içinde uygulamaya geçileceğini” açıkladı. Uzmanlar, bu yöntemin, daha önce radyoterapi ya da kemoterapi gördüğü için çocuk sahibi olamayan erkekler için suni sperm üretmek amacıyla kullanıldığını belirtti.

Yöntemin lezbiyen çiftler arasında büyük sevinç yarattığı ifade edildi. Buna karşılık bazı bilim adamları, geliştirilen tekniğin riskli olduğunu savundu. Bu bilim adamlarına göre, ebeveynlerin her birinden alınan kromozomlar suni olarak bölünmeye zorlanıyor ve bu durum risk yaratıyor. Bu görüşü savunanlar, doğacak çocukların kanser ya da metabolizma bozukluğuna açık olacaklarını öne sürdü.

Kadında Pislik Duygusu « Cinsel Sorunlar

Birçok ahlakçı, uzun süre cinsel yaşamın günah olduğunu öğretmiştir. Gayretkeşlikle, evlenmemiş kızların bakire olmalarını zorunlu tutmuşlardır. Başka deyimle; cinsel yaşama karşı ilgi göstermeyen genç kadınlar, olumlu karşılanmıştır. Fakat bu ruhsal baskının altında ne kadar da çok kadın ezilmiştir!

Burada bayan Y.'nin durumunu inceleyelim: Bayan Y., sıkı bir disiplinle yetişmiş, bir misyon okulunda eğitilmişti. Dini eğitim onu dindar bir genç kız durumuna getirmişti. Sürekli rahibe olacağını söylüyordu. Anne-babası ne yapacağını şaşırmıştı.

Üzerinde durarak, genç kızın bu düşünceleri aklından silmesini sağlamışlar ve onu evlendirmişlerdi. Kuşkusuz anne-baba, genç kıza cinsel yaşamdan hiç söz açmamıştı. Genç kızın evlenmesini istedikleri için ona: "Kadının görevi evlenmek, çocuk doğurmak ve anne olmaktır", demişlerdi.

"Kadının Tanrıya hizmet etmesi için rahibe olması gerekmez. Eğer iyi birer Hıristiyan olan atalarımız evlenmeselerdi, çocuklar olmazdı. Evlenmekle sen Tanrı buyruğunun dışına çıkmış olmuyorsun. Onun öğretisini unutmadığın sürece sürekli Tanrıya hizmet etmiş olacaksın."

Böylece genç kız, cinsel yaşamla ilgili bilgiden yoksun evlenmişti. Bu konuda bütün bildiği, çocuğun nereden geldiğiydi. Cinsel ilişkinin, organların birleşmesi anlamına geldiğini bilmiyor, yalnızca dokunmanın yeterli olduğunu sanıyordu. Erkek, onun cinsel organlarına dokunduğu zaman tüyleri diken diken olmuştu. Genç kadın buraya "idrarın çıktığı yer," diyordu. Şöyle yakınıyordu bayan Y.: "Ondan sonra aynı pis elleri ile yüzüme ve bütün vücuduma dokunuyordu."

Bu düşünceler içinde zevk almaktan tamamıyla uzaktı. Dolayısıyla kaygan sıvı salgılanması da olmuyordu. Bu nedenle eşi kayganlık sağlasın diye kendi tükrüğünü kullanınca, kadın tiksintiden ürpermişti. İşin en kötüsü kocasının ona birdenbire sahip oluşuydu. Bayan Y. bunu beklemiyordu, gözleri karardı, az daha bayılacaktı.

İlk yaşantıdan sonra bayan Y. kendisini cinsel birleşime hazırlamıştı. Bir çocuk sahibi olabilmek için bütün bunlara katlanması gerektiğini düşünüyordu. Fakat cinsel yaşamın pis ve günah olduğuna inanıyordu. Din kitaplarında bunu böyle okumuştu. Tanrıya yakarıyor, af diliyordu. Gerçekten de bir çocuğu oldu. Bundan sonra sık sık eşi ile ilişkide bulunmayı reddediyordu. Artık bir çocuğu vardı, niçin bu günahkar yaşamı daha fazla sürdürsündü? Üç yıl sonra bay Y. boşanmaya karar verdi. Boşanma nedeni olarak eşinin cinsel soğukluğunu gösterdi.

İyi ki artık çok az sayıda kadın cinsel yaşamı dinsel ve ahlaksal nedenlerden günah olarak görüyor. Bununla birlikte birçok kadın, cinsel yaşamdan bilinçaltı bir suçluluk duygusu duyuyor.

Aynı zamanda dışkı organları olarak da görev yapan cinsel organların pis olduğu düşüncesi, erkeklerde de çekingenlik yaratıyor. Gece yatmadan önce çiftlerin cinsel organlarını temizlemelerini öneren Dr. Van de Velde'ye, hak vermekteyim. Birçok insan bunu, her gece banyo yaptıkları için gerekli bulmamaktadır. Fakat, yatmadan önce, banyo yaptıktan sonra tuvalete giden erkek veya kadın, tekrar temizlenmeyi savsaklamamalıdır.

Organlar hiç bir zaman dışkı ile temas etmemelidir. Gecelik veya pijama giyilmeden organların yıkanması önerilir. Bu arada bazı kadınlar, organlarını yıkamaktan kaçınırlar. Böyleleri sadece fahişelerin cinsel organlarını yıkadıkların düşünür. Erkeğinkilere kıyasla kadının cinsel organları daha karmaşıktır.

Bızırın çevresinde, büyük dudakların içinde, bu organlarla büyük dudakların arasında kolayca smegma toplanır. Smegma idrar ile birleşir, çürür ve kötü bir koku çıkarır. Ne en pahalı parfümler, ne de en iç gıcıklayıcı gecelikler bu kötü kokuyu erkeğe unutturabilir. Hiç kuşku yok ki, erkek en kritik anda bütün arzularını yitirecektir.

Eşini seven bir erkek, onda pis bir şey görmek istemez. Eşini tuvalette otururken gözünün önüne getirmeye yanaşmaz. Sevgi herşeyi güzelleştirir. Bu, evlendikten sonra uzun süre -olanaklıysa, bütün ömür boyunca- böyle kalmalıdır. Kadın, yatakta kocasının vücudunu bütün bölgeleriyle kabul etmelidir. Erkek eşinin her yerini öpmek ister. Ağız-cinsel organlar ilişkisi anormal karşılanmamalıdır.

Seksin Kaynağı Beyin « Genel

Cinsel gereksinim, beynin hangi bölgelerinden kaynaklanıyor? Bilim adamları bu sorunun yanıtını bulabilmek amacıyla erotik bir film seyreden erkeklerin beyinlerindeki etkileri, herhangi bir heyecan uyandırmayan bir film ve komik bir film izleyen kişilerin beyinsel faaliyetleriyle karşılaştırdılar.

Araştırma sonunda erotik filmin yarattığı heyecanın, beynin belli bölgelerini harekete geçirdiği saptandı. Bu duygunun, kanlarında testosteron miktarının yüksek olduğu erkeklerde bu bölgeleri daha çok etkinleştirdiği belirlendi. Kadınlarda cinsel dürtülerin ne şekilde harekete geçtiği konusu ise, ne yazık ki şu aşamada bilim adamlarını pek ilgilendirmiyor.

Gerçekte, insan cinselliği kültürel, sosyal ve psikolojik boyutları olan oldukça karmaşık bir konu. Ayrıca cinsel etkinlik, bilim adamlarının tanımlamaya çalıştıkları bir dizi nörolojik mekanizmayla da yakından ilgili. Öte yandan cinsel dürtü ise dış uyarılar, anılar ve fantazilerle örülü bir kavram. Bu değişik uyarılar içerisinde görsel unsurların yanısıra koku da çok önemli bir yere sahip.

Bilim adamları kokuların cinsel davranışlar üzerinde büyük etkisi olduğunu belirtiyorlar. Örneğin, aybaşında olan kadınların terini koklayan hemcinslerinin regl günlerinin değişikliğe uğradığı saptandı. Indiana Üniversitesi'nden (ABD) araştırmacılar ise "taze eğreltiotu" kokusu içeren parfümlerin cinsel fanteziler üretmeleri istenen kadınlara koklatıldığında, deneklerin cinsel açıdan uyarıldıklarını ortaya koydu.

Beyin, tüm bu görme, koklama ve dokunmadan kaynaklanan dürtüleri algılayarak hipotalamusa iletiyor. Üçüncü ventrikülün karmaşık bir yapısı olan hipotalamus, insanoğlunun cinsel işlevlerini yönlendiriyor. Bu bölüm hasara uğradığında ya da çıkarıldığında cinsel faaliyetler olanaksız hale geliyor. Ancak cinsel arzular varolmayı sürdürüyor.

Fransız bilim adamı Jean-Didier Vincent, hipotalamusta bulunan preoptik mediyan bölgenin cinsel davranışları harekete geçirdiğini belirtiyor. Nitekim hadım erkek fareler üzerinde yapılan bir araştırma, cinsel arzuların ve buna bağlı olarak aktivitelerin azalmasının bu bölgede elektriksel aktiviteyi de azalttığını ortaya koydu. Ancak buraya biraz testosteron enjekte edildiğinde hayvanın cinsel fonksiyonları yeniden canlanıyor.

Öte yandan, preoptik mediyan bölgenin yanından yer alan ventromediyan çekirdek, ereksiyonda ve kadınların cinsel davranışlarında önemli bir rol oynuyor. Hadım farelerin ventromediyan çekirdeğine kadın hormonları aşılandığında hayvanların dişi fareler gibi davrandıkları belirlendi.

Peki, fareler için geçerli olan insanlar için de geçerli mi? Bu konuda yalnızca, preoptik mediyan bölge hasara uğradığında cinsel arzu ve davranışların da yokolduğu biliniyor. Bu bulgular ışığında, eskiden cinsel suçlar işlemiş olanlar preoptikmediyan bölgeye müdahale suretiyle "tedavi ediliyordu". Günümüzde ise, testosteronun beyin üzerindeki etkisini bloke eden "kimya yoluyla hadım etme" yöntemi uygulanıyor.

Cinsel işlevleri kontrol eden sinir merkezlerindeki nöronlar, aralarında haz molekülü olan dopaminin de bulunduğu pek çok nörolojik unsurdan yararlanıyorlar.

Preoptik mediyan bölgeye salgılanan dopamin miktarına göre birçok sinir reseptörü harekete geçiyor. Böylece cinsel etkinlikten önce az oranda dopamin salgılandığında ereksiyon meydana gelirken boşalma gecikiyor; bu miktar fazla olduğunda ise boşalmaya yol açıyor, ereksiyonu ise engelliyor.

Beyin cinsel faaliyetleri düzenlerken belden aşağıda neler oluyor? Bilim adamlarının araştırmalarına göre, ereksiyonda parasempatik sinirler ve sempatik sinirler gibi iki tür sinir rol oynuyor.

Parasempatik sinirler, enerjinin depolanmasını, cinsel etkinliklerin yoğun olmadığı dönemlerde organizmanın işlevlerini aynen korumasını sağlarken, sempatik sinirler ise bedenin, stres gibi dış etkenlere uyum sağlamasına katkıda bulunuyorlar. Parasempatik sinirler ereksiyona yolaçarken sempatik sinirler ise boşalmayı sağlıyorlar. Birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan bu iki sistem merkezi sinir sistemiyle iletişim kuruyor.

Bu arada, parasempatik sinirler kesildiğinde ereksiyonun tamamen kaybolmadığını saptayan araştırmacılar, normal yol yıkıma uğradığında bu konuda ikinci bir faktörün devreye girdiği düşüncesinden yola çıkarak bu seçeneği bulmaya çalışıyorlar.

Bilim dünyasındaki tüm araştırmalar, iktidarsızlığı önlemeye yönelik tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine yardımcı olacak. Bilim adamları, dopamin, oktosin ve noradrenalin gibi nörotransmiterlerin salgısının ruhsal bunalımlar sırasında azalmasını önleyecek yöntemleri araştırırken bazıları da, deri altına pompa yerleştirilmesi gibi uygulamalarla bu salgıların miktarını ayarlamaya çalışıyorlar.

Ancak gelecekte cinsel bozuklukların, özellikle gen terapisi yoluyla tedavi edilmesinin gündeme geleceği belirtiliyor. Bu tedavinin cinsel etkinliklerde etkin olan ancak yaşlılık ya da şeker hastalığı nedeniyle bozulan hücreler arasındaki iletişimi kolaylaştırabileceği düşünülüyor.