Cinsel bilgiler

Kadın Yumurtalıkları « Cinsel Anatomi

Kadının yumurtalıkları erkek husyelerinin karşılığıdır ve bunlar karında rahmin her iki yanında yer alır. Kadın doğduğu zaman, yumurtalıklarında henüz olgunlaşmamış binlerce yumurtayla donatılmıştır. Yumurtanın büyümesi ve olgunlaşması erkeğin tohum hücrelerinden tamamıyla ayrıdır.

Erkekte ergenlik çağından sonra sayısız sperm iplikçikleri olgunlaşır ve depo edilir. Buna karşılık kadının yumurtalıklarında her kezinde sadece bir yumurta olgunlaşır ve iki yumurtalık nöbetleşe 28-32 gün ara ile bu yumurtayı serbest bırakırlar.

Yumurta ortalama 0,2 milimetre çapında ve bir t9hum hücresinin dört katı uzunlukta bir hücredir, insan vücudundaki bütün hücrelerin içinde en büyüğüdür. Yumurta olgunlaştığı zaman yumurtalığın içinden dışarı atılır. Bu olaya yumurtlama veya ovulasyon adı verilir.

Yumurtlamanın son buluşunu, kadının vücut ısısını, sabahleyin yataktan kalkmadan önce ölçmekle ve yumurtlamadan sonraki düşükten yükseğe doğru ısı değişikliğini kaydetmekle anlamak olanaklıdır (doğum kontrolü bölümünde bu sürenin hesaplanışına bakın), fakat yumurtlama gününü önceden saptamaya çalışmak zordur. Yumurta döllenmediği zaman, yumurtlamadan sonraki 12. ve 16. günlerde adet kanaması oluşur.

Dışarı atılan yumurtada, tohumlarla ilgili bölümde belirtildiği gibi sadece "X" kromozomu bulunduğu için, doğacak çocuğun cinsiyeti erkeğin tohum hücresinde "X" kromozomu veya "Y" kromozomu oluşuna bağlıdır.

Yumurtalık iki çeşit hormon salgılar: Östrojen ve progesteron. Östrojen (folikül hormonu) yumurtlamadan önce salgılanır; rahmin, göğüslerdeki süt bezlerinin ve rahmin içini kaplayan sümüksü tabakanın olgunlaşması ve büyümesinde rolü vardır.

Progesteron (sarı cisim hormonu) yumurtlamadan sonra ortaya çıkar, aşırı hassas durumdaki rahmi korur ve sümüksü tabakayı döllenmesi olası yumurtanın beslenmesi için hazırlar. Onun için gebelikte, -özellikle Son'un (placenta) oluşması sırasında-sürekli durumda bol sayıda progesteron salgılanır. Bunun önemi, düşük yapmayı engellemesindedir.

Hamilelik Belirtileri « Genel

Hamileliğin teşhisi çok kere kolaydır. Ancak başlangıçta daha döl yatağı küçükken bazen anlaşılması güç olabilir. Ancak ilerlemiş hamileliklerin bile «ur» sanıldıkları hattâ bu «ur»un çıkarılması için kadının ameliyat bile edildiği görülmüştür, ilerlemiş bir hamileliğin «ur» sanılması çok kere döl yatağında öteden beri bazı habis olmayan urların varlığı bilinen kimselerde olmaktadır. Eğer bu kimse aynı zamanda çok şişmansa hekimin yanılma şansı artabilir. Dikkatli bir hekimin şişman ve urlu bir döl yatağına sahip bir kadında bile hamileliği teşhis edebilmesi gerekir. Hamileliğin tespitinde faydalanılan belirtileri, «kesin hamilelik belirtileri» «kesin olmayan hamilelik belirtileri» ve «hamilelikten ileri geldiği sanılan belirtiler» diye bölümlere ayıranlar vardır.

A. Hamileliğin kesin belirtileri:

a) Fetus'un kalp sesinin duyulması ve sayılması. Hekim bu amaçla özel bir dinleme aleti kullanır; Çok kere ancak 18-20. haftalarda anlaşılabilir. Dakikada 120-140 defa attığından annenin nabzından ayırdedilebilir.

b) Aktif fetus hareketlerinin muayene eden hekim tarafından tespiti; Beşinci aydan sonra elin karın üstüne koyulması ile hissedilebilir.

c) Fetus iskeletinin röntgen filminde görülmesidir. Bu belirtilerden herhangi birinin tespiti hamilelik teşhisini kesinlikle koydurur. Ancak dördüncü aydan sonra görülür. Fetusu röntgen ışınına maruz bırakmanın çocuğun gelişimini etkileyebileceği şüphesi mevcut olduğundan çok mecbur kalmadıkça kadın-doğum uzmanları bu yola başvurmazlar.

B. Hamileliğin kesin olmayan belirtileri:

a) Karnın büyümesi;
b) döl yatağının boyutlarının, şeklinin ve kıvamının değişmesi;
c) fetus'un içi sıvı dolu amniyon kesesinin sallanması sonucu hissedilmesi;
d) serviksteki bazı değişiklikler;
e) zaman zaman döl yatağı kasıntıları;
f) fetus'un bölümlerinin ayırdedilmesi;
g) hamilelik testlerinin pozitif sonuç vermeleridir. Bu bulgular hamilelik dışı nedenlerle de ortaya çıkabilir.

a) Karnın büyümesi: ilk hamilelikte, karın duvarındaki kaslar daha dirençli olduğundan dölyatağının arkadan dayanması sonucu dışarı doğru az göçeceklerinden ancak ilerlemiş hamilelikler bu şekilde farkedilebilir. ikinci ve sonraki hamileliklerde ise daha erken aylarda bu bulgu ortaya çıkabilir. Karında büyüyen herhangi bir ur da bu genişlemeğe yol açabilir.

b) Döl yatağındaki değişmeler: Döl yatağı zamanla büyür ve ancak üçüncü aydan sonra mesanenin önünde bulunan «semfiz» kemiğinin seviyesinden yukarı çıkar. Ayrıca, kadın-doğum uzmanı yaptığı muayenede yaklaşık olarak altıncı hafta serviksi ve dölyatağının korpus adı verilen kubbemsi bölümünü sert, ikisi arasında kalan bölümü ise yumuşak olarak hisseder. Buna Hegar belirtisi adı verilir. Bazı dölyatağı ve yumurtalık urlarının hekimleri yanıltabileceği ve her rahim büyümesinin hamilelik anlamına gelmeyeceği ortadadır.

c) Herhangi bir plastik torbaya su doldurulsa ve içine, özgül ağırlığı bu suyun içinde dibe çökmeden ama tam olarak batmış bir şekilde yüzmesine elverişli küçük bir cisim koysak ve bu torbayı elimizde tutup sallasak yüzen cisim zaman zaman gelip torbayı tutan ellerimize çarpacaktır. Kadın doğum uzmanı da bu şekilde dölyatağını hafifçe oynatarak bazen içinde ki fetus'u hissedebilir. Karın boşluğunda az miktar su toplanması ile bir arada görülebilen ufak yumurtalık urlarında da bu belirti mevcut olabileceği için bu da kesin olmayan belirtiler arasında sayılmaktadır.

d) Serviksteki değişiklikler: Hamileliğin ikinci ayının başında serviks yumuşar. Serviks bazı iltihabi durumlarda, doğum kontrolü hapı kullananlarda da yumuşayabilir.

e) Hamilelikte döl yatağı zaman zaman herhangi bir. ağrıya yol açmayan kasıntılar yapar. Hamileliğin başlangıcında da hissedilebilen bu kasıntılara BraxtonHicks kasıntıları adı verilir. Dışarı akamadığı için içinde kan toplanmış olan dölyatakları bu şekilde kasılabilir.

f) Hamileliğin ikinci yarısında kadın-doğum uzmanı fetus'u. sertçe bir baş ve gövde bölümleri olarak hissedebilir; bazı rahim urlarının «fetus başı» zannedilerek yanlışlıklara yol açtıkları görülmüştür.

g) Hamilelik testleri; Seken adetin ilk gününden yaklaşık olarak 10 gün sonra doğru cevap vermeğe başlarlar. Zira genellikle çocuk sonunun (plasentanın) salgıladığı koryonik gonadotrofin hormonunun varlığını tespit esasına dayanmaktadırlar ve 1 litre idrar içinde 3.000 ünite gibi belli bir miktara ulaşmadan klasik hamilelik testleri doğru cevap vermemektedirler. Bazı tip kanserlerde de gerek erkekte gerekse kadında bu testlerin müspet sonuç verdikleri de bir gerçektir.

C. Hamilelikten ileri geldiği sanılan belirtiler:

Bunlar a) adetin sekmesi, b) göğüslerdeki değişiklikler; c) genellikle sabahları hissedilen bulantılar; d) fetus hareketlerinin anne tarafından hissedilmesi; e) vajina'daki renk değişikliği; f) gövdenin belirli yerlerinde, derideki koyulaşmalar; g) idrar zorlukları; h) yorgunluktan ibarettir.

a) Adetin sekmesi: Her kadında zaman zaman adetin bir kaç gün kadar sekmesi olağandır. Ancak bu sekme 10 günü aşarsa hamilelikten şüphelenilmelidir. Bazı kadınlarda hamileliğe rağmen, çok az miktarda vajina yolu ile kanama görülebileceği bilinir. Halk buna «üstüne görme» adını vermektedir. Bu kanamanın hamileliğin 40. gününden önce görülmesinin, hamilelik ürününün dölyatağı zarı içine yuvalanmasına bir tepki olduğu iddia edilmektedir. Adetin psikolojik etkiler sonucu veya hormonsal düzensizliklere bağlı olarak da kesilebileceği bilinmektedir.

b) Göğüslerdeki değişiklikler: Çok kere ilk hamilelikte daha çok anlam ifade eder. ikinci ve sonraki hamileliklerde göğüslerdeki değişiklikler ilkinde olduğu kadar göze çarpıcı olmaz. Hamileliğin ilk ayında kadın, göğüslerinin sızladığından yakınır; ikinci ayından sonra dokunmakla sertleşme ve meme ucunun etrafındaki koyu halenin daha da koyulaşıp genişlediği, memenin boyutlarının büyümeğe başladığı görülür. Bütün bu değişikliklerin bazı hormon salgılayan yumurtalık urları varken de görülebileceği bilinmektedir.

c) Sabah bulantıları: Çok kere hamileliğin ilk ayı sonuna doğru ortaya çıkan bu durum genellikle altı-sekiz hafta sonra sona erer. Daha önce başlayıp çok daha uzun süren bulantılara ve kusmalara da rastlanabilir.

d) Hamileliğin 18-20. haftalarından itibaren anne, çocuğun hareketlerini hissettiğini ifade eder. Bazı bağırsak hareketlen anne tarafından yanlışlıkla çocuk hareketleri olarak yorumlanabilir. Her bulantı ve kusmanın hamilelikten ileri gelmediği bilinmektedir.

e) Döl yolu kan damarlarına gelen kan oranı çoğaldığından bu bölge eskiye göre daha morumsu bir renk alır. Üreme organlarına gelen kan miktarını çoğaltan diğer durumlarda da bu görülebilir.

f) Göğüslerin uçlarını çevreleyen hale, göbeğin altındaki normal zamandaki belli-belirsiz olan deri çizgisi hamilelikte koyulaşır. Bazı kadınların elmacık kemikleri üstündeki ve alınlarındaki deride de koyulaşmalar görülür ki buna «hamilelik maskesi» adı verilir. Bu deri koyulaşmalarının hamilelik dışı durumlarda da görülebileceği bilinmektedir.

g) Büyümekte olan dölyatağı, önünde bulunan mesaneye baskı yaparak hamile kadında sık sık idrar etme ihtiyacının belirmesine yol açabilir. Bazı idrar yolu iltihapları ya da bu şekilde basınca yol açabilen bazı urlar da aynı hissi doğurabilirler.

h) Hamilelik sık sık nedeni bilinmeyen bir şekilde aşırı yorgunluğa yol açmaktadır.

Kadın Erkeğin Yerinde « Genel

Gerek erkekte, gerekse kadında, erkek ve kadın etkenlerinin karışık şekilde bulunduğu çoğu kez söylenir. Çok doğrudur bu. En erkek insanda bile kadınca nitelikler vardır.

Erkekteki kadınsı elemanları, onun idealize ettiği kadın tablosu belirler. Bu kadın, iyi sevişir ve gerektiği zaman iyi bir kızkardeştir. O, akıllı ve iyi bir ev kadını olmalı, fakat yatakta bir profesyonel gibi davranmalıdır.

Bunun aksi de erkeksi etkenleri olan kadın için söylenebilir: İdeal koca iyi bir sevgili, fakat aynı zamanda iyi bir ağabey veya küçük bir bebek gibi olmalıdır. Ekonomik yetenekleri, toplumda sayılan bir yeri, kurnazlık ile karışık şefkat duyguları olmalıdır.

Fakat birçok durumda erkeklerin, erkeklik özellikleri dedikleri şeylerin sadece anne sevgisi olduğunu bilmek gerekir. Ayrıca özellikle aşırı utanç duyguları olan çok kadınsı kadınlar, zaman zaman cinsel ilişkide yönetici rolü üzerlerine almak için erkeğin yerine geçmeyi ister.

Erkeğin yerine geçmeyi isteyen kadınların psikolojisini uzun klinik araştırmalarından sonra analiz ettim ve psiko analizcilerinkinden farklı olabilecek şu sonuca vardım:

1. Kadın, kocasına bir bebekmiş gibi davranmayı ister. Böylece annelik içgüdülerini tatmin etmeyi arzular. Bunu gerçekleştirebilmek için onunla yer değiştirmek zorundadır. Erkek sırtüstü yattığı zaman, kadın genellikle kadının yukarda olduğu pozisyonu yeğ tutar; yan pozisyona yanaşmaz. Eğer sonuncusunu birincisine kocasının üstelenmesi olmadan yeğlerse, bunu o kadının erkeklik elemanına yormalıyız, annelik içgüdüsünün ifadesi şeklinde görmemeliyiz.

2. Kadın, erkeği kadın yapmayı arzulamaz, sadece erkek rolünü ve hareketlerde inisiyatifi üzerine almayı ister. Bazı psikoterapistlerin bunu kadının erkeğe karşı duyduğu nefret, sadizm veya penisi kıskanmak şeklinde açıklamaları pek haklı görülmez.

3. Öte yandan, kadın, sevdiği erkeğe vücudunu göstermekten hoşlanır; özellikle vücudundan gurur duyarsa. Böylece erkeğin övgü dolu sözlerini ve onun daha kuvvetlenen sevgisini arar. Kadın, zaman zaman vücudunu yukarı kaldırabilir, fakat bunu, örneğin, daha az estetik görünüşlü, oturma pozisyonunda seve seve yapmaz.

Erkekler, kadınların erkeğin yerini alma arzuları hakkında, çoğu kez ön yargılara dayanan bazı düşüncelere sahiptirler. İşte bu düşünceler, erkekleri rahatsız eder.